Bilindiği gibi, Hristiyanlık ilk ortaya çıktığında daha çok
Anadolu’da taraftar bulmuştur. İsa’nın öldürülmesi ile Meryem
Ana ve ona inananlar bugünkü Selçuk ilçesinde bulunan Efes’e
yerleşmişler ve tektanrılı dinlerini yaymaya çalışmışlardır.
Zamanla bu din tüm Anadolu’yu elinde bulunduran Roma
İmparatorlu’ğunun resmi dini haline gelmiştir. Ortalama bin yıl
sürecek olan bu zaman dilimi içinde İda dağı yine kutsal olma
niteliğini korumuş ve Hristiyanlığın Avrupa’ya yayılmasında
köprü işlevini görmüştür. Ünlü St. Paul, İda dağından geçerek bu
günkü Odunluk İskelesi'ne ve buradan Bozcada’ya geçerek
Avrupa’ya ulaşmıştır. Kuzey Ege’de yer alan Edremit, Altınoluk,
Hristiyanlığın merkezi durumuna gelmiş ve İda dağı çok sayıda
papaz okulu ile manastırı eteklerinde barındırmıştır. Dönemin
isimleri bugün bile yaşamakta ve yörede pek çok mekan papazlık
kilise alanı ve manastır gibi adlarla anılmaktır.
Müslüman olan Türkler’in bölgeye hakim olmalarına karşın İda
dağı’nın kutsal niteliği değişmemiştir. Aksine Türkler’in
bölgeye hakim olmalarına karşın İda dağı’nın kutsal niteliği
değişmemiştir. Aksine Türkler, İda adını KAZDAĞI’na
dönüştürmekle onun tanrısal anlamını devam ettirmek
istemişlerdir. Şöyle ki; Ortaasya’dan Anadolu’ya gelişleri
süresince Türkler, Müslümanlık dinini kabul etmişler, ancak daha
önce sahip oldukları Şaman dininin bazı ögelerini de
korumuşlardır. Türk boylarından bazılarının Şaman inanışlarında
KAZ Göktanrı’yı sırtında taşıyan kutsal bir hayvandır. İda dağı
da tanrılar tanrısı Zeus’u doruklarında taşıdığına göre, zaman
içinde Göktanrı’yı sırtında taşıyan kaz motifi ile baştanrıyı
doruklarında taşıyan dağ motifi özdeşleşir ve İDA adı yerini
KAZDAĞI’na bırakır. Kaz motifi de bölgeye yabancı değildir.
Romalı şair Vergilius (M.Ö. 70-19), Aeneas isimli destanında,
Küçükmenderes (Skamandros) nehri ovalarında yayılan yaban
kazlarından söz eder. Assos antik yerleşim alanından çıkan bazı
kapların üzerinde yaban kazı motifleri vardır. Yani kaz, eski
çağlardan beri bölgede çokça var olan bir hayvandır.
Yüzyıllar boyu süren zaman dilimi içinde Türkler’in inançları,
antik yöre inançlarının yerini alır. Bu uyumlu geçişin sonucunda
İda adı Kazdağı’na dönüşürken, dağın en yüksek zirvesi olan ve
İlyada destanında Zeus’un oturduğu doruk olan GARGAROS adı, yine
kutsal göktaşı anlamına gelen KARATAŞ’a yerini terkeder. Zeus’un
simgesi olan KARTAL, Kartalçeşme ve Kartalçimen gibi adlarla
yine ününü sürdürür. Ancak kutsal alanın adı artık KAZAVLUSU
olmuştur. Dağın yeni sahibi Kaz'dır artık. Yöre insanı da her
yılın 15 Ağustos haftasında, Kazavlusu sınırları içindeki
Kartalçimen yaylasında çadırlarını kurarak Kazdağı’nın antik
dönemden beri süregelen kutsallığını günümüze taşır.
COĞRAFİ KONUMU
Tarihin ünlü coğrafyacısı Amasya’lı Strabon (M.Ö. 64-M.S.21),
Geographika adlı eserinde İda dağının Zelea (Gönen-Sarıköy)
yakınlarındaki bir burunla, Lekton (babburnu) arasında
sınırlandığını söyler. Bu bölgenin antik adı TROAS’tır. Troas
İlionlular’ın topakları ya da Troia toprakları anlamına gelir.
Biz ise bu bölgeye BİGA YARIMADASI diyoruz. Kazdağı bu
yarımadanın tamamı üzerine yayılır ve yarımadanın coğrafi doğal
sınırlarını belirler. Kazdağı, Edremit Körfezi’nin kuzey
kıyısını takiben ve doğu-batı yönünde 60-70 km. boyunca bir
duvar gibi uzanır. Batıda Ege denizi boyunca ve kuzeyde Marmara
Denizi’ne doğru, araya nehirleri ve vadileri de alarak devam
eder. Bu görüntüsünden dolayı Homeros, Kazdağı’nı bir ahtapota,
Strabon ise kırkayağa benzetir. Kazdağı’nın en batı ucu olan
Bababurnu (Lekton-Lektos), aynı zamanda Anadolu anakarasının da
en batı ucudur. İdari açıdan ise Kazdağı, Çanakkale ve Balıkesir
illeri arasında paylaşılmıştır.
Kazdağı’nın anakütlesi Çamlıbel köyünün kuzey doğrultusunda yer
alır. Yörenin tamamen ağaçsız olan bu tek kütlesinin üzerinde üç
zirve sıralanır. Eski çağlarda İda ya da günümüzde Kazdağı
dendiğinde asıl olarak bu kütle anlatılmak istenir. Bu kütlenin
adı resmi kayıtlarda BABADAĞ’dır. Yöre insanı için ise kütleni
bir adı da CILBAK’tır. Burada adı geçen “Cılbak Baba”, Sarıkız
söylencesindeki Sarıkız’ın babasıdır.
Kaplumbağa sırtı görünümünde olan bu anakütlenin denizden
yüksekliği ortalama 1700 metredir. Üzerindeki en yüksek nokta
ise 1774 m. İle KARATAŞ (Gargaros-Gargaron) zirvesidir. Bu tepe
Edremit Körfezi’ne hakimdir ve Midilli’ye kadar geniş bir görüş
alanı vardır. Bunun kuzeybatısında 1750 m. ile BABATEPE (Kotilos)
yer alır. Sarıkız’ın babasının mezarı buradadır. İki zirve
arasında yürüyüş ile 45 dakikalık bir uzaklık vardır. Buradan
Troia ve Çanakkale’ye doğru olan kıyılar ile Marmara Denizi’nin
kıyıları seyredilir. Karataş tepenin güneydoğusunda ve 30
dakikalık bir yürüyüşle ulaşılan uzaklıkta SARIKIZ zirvesi (1720
m.) yer alır. Bu tepe Edremit Ovası ile Balıkesir yönüne
hakimdir. Sarıkız’ın mezarı da bu tepenin üzerindedir.
Bu anakütle Edremit Körfezi’nin kuzey kıyısı boyunca ve
yükseklik kaybederek Assos’a doğru bir duvar gibi uzanır ve
Bababurnu’nda denizle buluşur. Sıradağ’ın körfeze bakan güney
yüzü, sayısız derin vadi ile yarılmıştır. Bu kanyonlardan akan
sular çok çabuk denize ulaştıklarından yüksek çavlanlar
oluştururlar.