İstanbul’un ve Üsküdar’ın sembolü haline gelen Kız Kulesi; yalnızlığın, aşkın ve ulaşılmazlığın da sembolü olmuştur. Kule için onlarca şiir yazılmış, yüzlerce resim yapılmış ve binlerce fotoğraf çekilmiştir. Alımlı, sevdalı ve denizin ortasında bir başına ve yapayalnızdır. Kız Kulesi, Asya ile Avrupa’nın keşiştiği bir noktada yer alır. Boğazın ortasına bir taş tümseğe oturtulmuş bir kuledir. İki kıta arasındaki konumu sebebiyle dünyada eşi benzeri olmayan yapılar konumundadır.

En
son anlatılan hikâye ise Osmanlı Dönemi ile ilgilidir. Battal
Gazi'nin askerleri ile Kızkulesi'ne baskın yaparak kuleye
saklanan hazinelerin ve Üsküdar Tekfuru'nun kızını kaçırdığı ile
ilgili hikâyedir. Battal Gazi tekfurun kızı ve hazinelerini
aldıktan sonra Üsküdar'dan atına atlayıp oradan uzaklaşmıştır.
Çokça bilinen "Atı alan Üsküdar'ı geçti" lafı bu hikâyeden
gelir. Bu hikâyeden günümüze gelen bir diğer şey de küçük
kulemizin ismi ile ilgilidir. Diğer efsanelerdeki prenseslere de
atfen Türkler buraya Kız-Kulesi ismini vermişlerdir. Antikçağ'da
Arkla (küçük kale) ve Damialis (dana yavrusu) adları ile anılan
kule, bir ara da Tour Leandros ismi ile ün yapmıştır. Şimdi ise
"Kızkulesi" ismi ile bütünleşmiş ve bu ismi ile anılmaktadır.

